· 3 dk okuma · Anna Fernandes Lucas
Suçluluk Duymadan Sınır Koymak Nasıl Olur
Sınır koymak çoğu zaman suçluluk, korku ya da öz kuşku getirir, ama bu rahatsızlık genellikle nihayet kendine değer verdiğinin bir işaretidir ve hayır demeyi öğrenmek bir öz saygı eylemidir.
Hayır demek bir kriz gibi hissettirmemeli. Ama çoğumuz için sınır koymak bir suçluluk, korku ya da öz kuşku dalgasıyla gelir. Şunu merak ediyor olabilirsin: «Bencillik mi ediyorum?», «Ya üzülürlerse?», «Hayır dersem beni sevmeyi bırakırlar mı?»
Bu sana tanıdık geliyorsa, yalnız değilsin ve yanlış bir şey yapmıyorsun. Aslında hissettiğin rahatsızlık, çoğu zaman yıllarca başkalarını önce koyduktan sonra nihayet kendine değer verdiğinin işaretidir.
Peki sınırlar gerçekte nedir? Duygusal, fiziksel ve zihinsel esenliğimizi korumak için koyduğumuz, bizim için neyin uygun olup neyin olmadığını tanımlamamıza yardımcı olan açık hatlardır. Belirli bir saatten sonra iş e-postalarına yanıt vermemek, seni tüketen ailevi taleplere hayır demek, ihtiyaç duyduğunda duygusal alan istemek ya da zararlı veya tetikleyici hissettiğin konulara girmemeyi seçmek gibi görünebilir. Sınırlar duvar değildir; sağlıklı, saygılı ilişkileri, kendinle olan ilişkin de dahil, destekleyen köprülerdir.
Onları koymak neden bu kadar zor? Çünkü çoğumuza bunu yapabileceğimiz hiç öğretilmedi. Özellikle sevginin koşullu olduğu, duyguların önemsenmediği ya da çatışmanın güvensiz hissettirdiği ortamlarda büyüdüysen, yüzleşmeden kaçınarak, aşırı işlev görerek, «iyi olan» ya da «güçlü olan» olarak ve uyumu kendi pahasına önceleyerek hayatta kalmayı öğrenmiş olabilirsin. Zamanla bu bir örüntüye dönüşür: başkalarına bakar, ama kendini terk edersin.
Bir de suçluluk etkeni var. Yeni bir sınır koyduğunda suçluluk çoğu zaman ortaya çıkar, çünkü eski duygusal programlamandan farklı bir şey yapıyorsundur. Ama suçluluk, yanlış yapmakla aynı şey değildir. Suçluluk büyüme demektir. Başta rahatsız hissettirse bile, yeni ve daha sağlıklı bir alana adım attığının işaretidir.
Peki sınırları nasıl koyar ve suçlulukla nasıl baş edersin? Küçük başla: dramatik açıklamalar yapmana gerek yok, aceleyle bir evet vermek yerine «Bunu düşünüp sana döneceğim» demek gibi küçük, yönetilebilir değişikliklerle başlayabilirsin. Açık ve nazik bir dil kullan, çünkü aynı anda hem kararlı hem de şefkatli olabilirsin, örneğin: «Arkadaşlığımıza gerçekten çok değer veriyorum ve bu hafta sonu kendimi toparlamak için biraz sessizliğe de ihtiyacım var.»
Felaket değil, rahatsızlık bekle. Bazı insanlar şaşırabilir, hayal kırıklığına uğrayabilir ya da hatta sinirlenebilir, ve bu sorun değil; onların tepkisi senin sorumluluğun değildir. Ve suçluluğu bir tehlike işareti olarak görmek yerine, onu bir iyileşme işareti olarak yeniden yorumlamayı dene: «Bu suçluluk bana büyüdüğümü gösteriyor. Dürüstlüğü ve öz saygıyı seçiyorum.»
Daha derin köklerle çalışmak da yardımcı olur. Terapide çoğu zaman suçluluğunun ardındaki inançları keşfederiz; «Hayır dersem reddedilirim», «Değerim ne kadar yararlı olduğuma bağlı» ya da «Dinlenmeye ancak her şey bittiğinde izin var» gibi. Bu temel şemalar, Şema Terapisi, EMDR ve öz şefkat çalışması gibi yaklaşımlarla nazikçe yeniden yapılandırılabilir.
Son bir hatırlatma: sınırlar başkalarını kontrol etmekle değil, kendine saygı duymakla ilgilidir. Ve sana gerçekten değer veren insanlar, bunu yaptığında sana daha da fazla saygı duyacaktır. Hayır deme hakkın var. Yer kaplama hakkın var. Huzurunu koruma hakkın var. Bu bencillik değil, öz saygıdır.

Klinik olarak incelendi
Anna Fernandes Lucas
Kurucu ve Klinik Sorumlusu · Psikoterapist (HeilprG)
Bu sitedeki tüm klinik içerik, Münih'teki International Psychology Clinic'in kurucusu Anna Fernandes Lucas tarafından denetlenmektedir.
Anna hakkında